Alp Selek: Bir Ömür Mücadele
Bazı insanlar yaşadıkları dönemin tanığı olmakla kalmaz, o dönemin mücadelesinin de bir parçası olurlar. Yıllar geçer, koşullar değişir, mücadele başka bicimler alır ama onların ilkeleri değişmez. Alp Selek böyle bir hukukçuydu.
Onu uğurlarken yalnızca 96 yıllık bir ömrün ardından konuşmuyoruz. Ülkemizin sosyalist mücadele tarihinin, işçi sınıfının hak arayışının ve savunma mesleğinin içinden geçmiş uzun bir mücadele hayatını uğurluyoruz. Alp Selek'in yaşamı Türkiye'nin yakın tarihindeki siyasal kırılmalarla ve toplumsal mücadelelerle iç içe geçti. O, bu tarihin yalnızca tanığı olmadı. Her koşulda sorumluluk üstlendi, mücadele etti ve inandığı değerlerin gereğini yerine getirdi.
Kavel Direnişi davasından DİSK davalarına, 12 Mart'tan 12 Eylül döneminin karanlık siyasi yargılamalarına uzanan meslek hayatı Türkiye'de işçi sınıfının ve toplumsal muhalefetin hak arayışının önemli duraklarına tanıklık etti. Bu işçilerin örgütlenme hakkının, sendikal özgürlüklerin ve siyasi muhalefetin de yargılandığı dönemlerin simgeleriydi. Alp Selek işçilerin, emekçilerin ve devrimcilerin avukatlığını üstlenirken savunma görevini siyasal ve toplumsal sorumluluğundan ayrı düşünmedi.
Türkiye'nin yakın tarihinde darbeler, yalnızca siyasal örgütlenmeleri ve toplumsal muhalefeti değil, hukuku ve savunma hakkını da hedef aldı. Bu dönemlerde avukatlık yapmak, çoğu zaman mesleğin kendisini savunmak anlamına geliyordu. Alp Selek de 12 Eylül döneminde cezaevinde kaldı. Tahliyesinin ardından avukatlık yapmasını engellemeye yönelik girişimlere karşı mücadele etti. Mesleğini elinden almaya çalışan anlayışa boyun eğmedi. Çünkü avukatlık onun için yalnızca bir meslek değildi. Savunma hakkının korunması, avukatın bağımsızlığı ve herkesin hakkını arayabileceği bir hukuk düzeni için mücadele de mesleğin ayrılmaz parçalarıydı. Çağdaş Avukatlık geleneğinin öncü isimleri arasında yer alması da bu anlayışla ilgiliydi. Hukukçunun sorumluluğunu mahkeme salonuyla sınırlamayan, savunma mesleğini toplumsal hak ve özgürlüklerin korunmasının bir parçası olarak gören bir geleneğin içinde yer aldı.
***
Alp Selek'in sosyalist kimliği de bu mesleki duruşundan ayrı değildi. Hayatı boyunca sosyalist hareketin gelişmesi için sorumluluk üstlenmesi, yaşamının temel çizgisini oluşturdu. İşçi sınıfının mücadelesinde, sendikal hakların savunulmasında ve siyasi nedenlerle yargılananların yanında durmasında, inandığı değerleri hayatın dışında tutmayan bir hukukçunun tutarlılığı vardı. Şüphesiz sosyalist hareketin tarihi yalnızca örgütler, partiler ve siyasal dönüm noktaları üzerinden yazılamaz. Bu tarihin içinde, davalara giren, hak ihlallerinin karşısında duran, baskı dönemlerinde mesleklerini ve ilkelerini korumaya çalışan insanların emeği de var. Alp Selek'in hayatı bu emeğin önemli bir parçası olarak hatırlanacak.
Kızı Pınar Selek de babasının yolundan giderek ötekileştirilenleri ve yoksulları savundu. Sosyolog olarak yaptığı bir çalışma nedeniyle, kendisiyle ilgisi bulunmayan ve hakkında delil olmayan bir davada cezaevinde kaldı ve bugün de yurt dışında yaşamak zorunda. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, savunmayı dinlemeden ve kapsamlı dava dosyasını hakkıyla incelemeden, hakkında dört kez beraat kararı verilmiş davada bozma kararı vererek dosyayı yerel mahkemeye iade etti. Böylece Pınar Selek, ne acıdır ki, 20 yıldır babasından ayrı kalmanın yanı sıra onun cenazesine katılma imkânından da mahrum bırakıldı. Alp Selek de kızına hasret ayrıldı hayattan.
***
Bir insanı değerli kılan savunduğu fikirler kadar onları nasıl taşıdığıdır. Alp Selek'in ardından onu tanıyanların sözlerinde öne çıkan mütevazılık, hoşgörü, güler yüz ve insan sıcaklığı bu açıdan anlamlı. İlkelerinden ödün vermeden yaşamakla başkalarına tepeden bakmamak, kararlı olmakla katılaşmamak, mücadele ederken insanın neşesini kaybetmemek birbirine zıt özellikler değil. Onun hayatı bunların bir arada var olabileceğini gösteriyor.
Bugün hukukun, savunma hakkının ve avukatlık mesleğinin bağımsızlığının yeniden tartışıldığı bir dönemde Alp Selek'in kuşağından hukukçuların yaşamlarına dönüp bakmak yalnızca geçmişe saygı göstermek değildir. Aynı zamanda bugünün sorumluluklarını hatırlamaktır. Hukukçunun görevi önüne gelen dosyayı takip etmekten ibaret değildir. Haksızlığa uğrayanın yanında durabilmek, baskı karşısında savunma hakkını korumak ve mesleğin bağımsızlığından vazgeçmemek de bu görevin parçasıdır.
Şüphesiz bir meslek büyüğünü uğurlarken geride bıraktığı hayatın hakkını vermek, onu kusursuz bir kahramana dönüştürmek değil; hangi koşullarda, hangi değerler uğruna yaşadığını hatırlamaktır. Alp Selek sosyalist mücadelenin ve çağdaş avukatlık geleneğinin hafızasında yerini aldı. Devrimcilere verdiği destek asla unutulmayacak.
Onunla aynı dönemde avukatlık yapmış olmayı bir onur sayarak anısına saygıyla…
Güle güle mavi.
Mücadelemizde yaşayacaksın.
Kaynak: Birgun