İçeriğe geç
  • Dolar 49,3979 ▲ %0,03
  • Euro 55,6494 ▼ %0,18
  • Sterlin 65,3956 ▼ %0,16
  • Gram Altın 6.644,78 ▲ %1,51
  • Çeyrek Altın 10.816,51 ▲ %1,07
  • Gümüş 96,37 ▲ %2,79
  • Bitcoin 4.085.507 ▲ %0,29
  • BIST 100 12.265,98 ▲ %0,43

Gündem

Gürkan Çakıroğlu yazdı: İstiklâl yolu

Gürkan Çakıroğlu, "İstiklâl yolu" başlıklı yazısında barış sürecini, hukukun önemini ve siyasi liderlerin sorumluluklarını değerlendiriyor. Gürkan Çakıroğlu yazdı: İstiklâl yolu Medyascope

Ne demişti dönemin Başbakanı rahmetli Bülent Ecevit; "Apo'yu bize neden verdiler bilmiyorum". Neden mi verdiler? Abdullah Öcalan'ın Türkiye eliyle, Türkiye'nin elinde yok edilmesini istediler de ondan. Peki, bunu neden istediler? Her şeyi başlatan ve başlarına bela olan tarihi Türk-Kürt kardeşliğini köklerinden sökmek istediler de ondan. Çok şükür ki güç bela da olsa bu tuzağa düşmedi Türkiye. Ve çok şükür ki güç bela da olsa hasım bildiğinin hısım olduğunu, zor gününde de yanında durduğunu gördü Türkiye. Peki o vakit daha ne diye bekliyoruz, neyi bekliyoruz?

Barışı kuraklığa mahkûm ediyoruz, olmaz. Barış sanatına ve barış siyasetine uygun hareket etmiyoruz, olmaz. Barış amacı ya da neticesi gütmeden, sadece ama sadece barışa odaklanmadan, yani zafere değil de sefere talip olmadan; olmaz. Akıllıca işler yapılmıyor, olanlar doğru aktarılmıyor, hükümler adil verilmiyor; maalesef hala daha Bizans oyunlarıyla barış sabote ediliyor.

Pisliğe ne kadar bulaşırsan, o derece yükseldiğin bir düzen bu. Gerçeği yalanmış gibi, yalanı ise gerçekmiş gibi anlatmakta mahir olanların makamlarda oturduğu bir düzen bu. Kendisini büyük zanneden küçük adamların söz sahibi olduğu bir düzen bu. Yanlışta ısrar edenler var. Savaşta adam öldürmemek suçtur, barışta ise adam öldürmek; neyin suç olduğuna dönem, durum ve düzen karar verir. Döneme, duruma ve düzene aykırı hareket edenler var. Bilsinler ki, böyle devam ederlerse istikamet felaket olur, yapılanlar da vatana ihanet olur. "Alt komisyonun" altında kalırsınız beyler. Küstahlığı bırakın. Mesele silahsızlanmak değil, barışmak. Mesele yasalaşması değil, siyasallaşması. PKK'nın silahsızlanma ile yaptığı hamlenin mütekabiliyet esasına göre karşılığı, devletin hukukileşmesidir. Bunu idrak edemeyen, bunun gereğini yapamayan küstahların ahkam kestiği bir ortamda barış olmaz.

Merhamet de minnet de barışa dair duygular değildir. Üstünlük bilinci ile hareket ederek barış ve kardeşlik tesis edilemez. Boyun eğdirerek veya diz çöktürerek olmaz, tahakküm ile olmaz, zor oyunu bozar anlayışı ile olmaz, aba altından sopa göstererek olmaz, sözünde durmayarak olmaz. Yakışmaz, yakışmıyor. Siyaset, yıllardır ruhlardaki adalet ve hakikat duygularını öldürmeye azmediyor; yapısal ve olgusal sorunları algı operasyonları ile halı altına süpürüyor. Yüzleşmemiz gereken hakikat şudur ki; biz bir ulus olamadık. Ve birileri diğerleri ile birlik olmak yerine, onları kendine tabii kılmaya azmettikçe de olamayacağız. Şimdi tarihi bir fırsat var önümüzde. Heba edersek, hesabını veremeyiz millete. Pişman olmalarını veya utanç duymalarını istiyorsanız eğer muhataplarınızın, barış istemiyor biat istiyorsunuz demektir. Empati göstermeden, saygı duymadan olmaz.

Türk-Kürt ilişkileri hem içkindir hem de aşkın; yani hem müşterektirler hem de müstakil. Barış adına yorgun düşmekten ya da yara almaktan çekinmemek, korkmamak gerek. Barış adına mücadele etmekten imtina etmemek, geri durmamak gerek. Ruhumuza işlemeyen veya bedenimizde iz bırakmayan mücadeleden barış da gelmez hayır da gelmez. Yüzyıllardır bir esaretten ötekine, bir vesayetten diğerine savruluyoruz. Neden? Hukuk yok da ondan. Egemenlik millete yakın oldu, ama milletin olmadı hiçbir zaman. Toplumsal kesimlerin arasındaki yatay mesafelerin kapanması için, dikey ilişkilerin sonlanması gerek. Siyasetin çöküşünü yaşıyoruz. Buradan yeni bir şey doğacak. Ve bu, bizim bu işi başarıp başaramayacağımıza göre şekil alacak.

Devlet güç gösterisinde bulunmaz, devlet intikam almaz, devlet Tanrı da değildir. Uluslaşma demokrasiye değil de devlete dayanıyorsa eğer; bizatihi devletin kendisi vatanı lekeler, milleti böler. Her insan veya kesim, zorunluluk halinde elindeki tüm gücü kullanmak ister. Biz bunu savaş dönemlerinde yaptık. Lakin bugün barış dönemindeyiz, barış için tüm gücümüzü seferber etmemiz gereken bir dönemin içerisindeyiz. Dönüşüm gerek, dayatma veya daraltma değil. Bir yandan Türklüğünü keşfetme, diğer yandan ise Kürtlüğü ile yüzleşme aşamasında bir dönüşüm içerisinde devlet. Kemalist paradigmadan Öcalan'ın paradigmasına uzun ince bir yolda ilerliyor devlet. Elbette zor olacak. Elbette zaman alacak. Elbette zemin kayacak. Lakin yaşanacaksa eğer bir Türkiye yüzyılı; bu, ancak bu zelzeleden sağ salim çıkmakla mümkün olacak.

Barışın bir ihtiyaç olduğu ortada; sanırım aklı başında hiçbir yurttaşın bu hususa itirazı yok. Barışa dair bir irade olduğu da ortada; sanırım düne kadar ip atılana bugün selam gönderilmesinden daha büyük bir gösterge yok. Ve sanırım barışa dair hemen hemen tüm siyasi partilerin içerisinde olduğu bir mutabakat hali de ortada; zira 467 kabul oyunun başka bir anlamı yok. O vakit barış, neden hala daha havada asılı durmakta? El cevap, sanırım barışa yönelik arzumuz eksik; sanırım barışa olan ihtiyacımız veya irademiz kadar kuvvetli değil barışa olan arzumuz. Bu sıkışmışlığı artık aşmak gerek. Dilimizin ucuyla selam göndererek de elimizin ucuyla tokalaşarak da olmaz. Başladığı ve başlattığı işi bitirmek istiyorsa eğer Devlet Bey, İmralı'ya varır elbet Devlet Bey; Terörsüz Türkiye sürecini nihayete erdirmek ve dahi Türkiye yüzyılını başlatmak istiyorsa eğer Devlet Bey, selam gönderdiği ile tokalaşır da elbet Devlet Bey. İnisiyatif alırsa kim olacak ona engel, gidiyorum derse kim vuracak ona zincir? Daha kutlu bir yolculuk yoktur, yolun yolumuzdur Devlet Bey.

Barış; hakikati gün yüzüne çıkarmak, hakikati dillendirmek ve hakikate kulak vermektir. Öcalan gün yüzüne çıktı evet; lakin ne dile gelebildi Öcalan ne de kulak verilebildi Öcalan'a. Böyle barış olmaz. Erken doğum ne kadar tehlikeliyse, geç doğum da bir o kadar tehlikelidir. Terörsüz Türkiye'ye istikamet çizen Üç Hilal'dir. Türkiye yüzyılının rahmi ise İmralı'dır. Bu sebeple hakikat konuşmalı sadece; korku, kibir veya kompleks değil.

Elbette pürüzsüz bir durum ya da süreç olmaz. Lakin hakikatin dile gelmediği, dinlenemediği bir barış ise; olsa olsa palyatif bir barış olur. Ve palyatif barışlar farazi olur. Böylesi bir durum ise marazi olur. Doğumun gerçekleşmesi için önce barışın sağlanması, akabinde ise hukukun inşası gerek. Emek ile eser arasına yabancı bir irade girmemeli; Öcalan sadece PKK ile değil, her kesimle doğrudan iletişime geçmeli. Zira o, yaşanacaksa eğer bir Türkiye yüzyılı, o yüzyılının kurucu babalarından biri. Algının oburlaşması, tefekkür yoksunluğuna yol açıyor. Öcalan'ın otofaji siyasetine karşılık, iktidar obezite siyaseti güdüyor. Yoğun bir dikkat, keskin bir odaklanma ve eylemlerin en şiddetlisi olan muazzam bir sabır ile bekledi Öcalan. Yarım asra dayanan bir tutarlılık, her kesimi kapsayan bir genişlik ve koparması mümkün olmayan bir esneklikle siyaset yapıyor Öcalan. Tarafları telif, milleti terkip ve hukuku tahkim ediyor Öcalan. Lakin her insanın bir dayanma gücü var. Ve Öcalan'ın umut hakkına ihtiyacından çok, hepimizin umuda ihtiyacı var.

Tayyip Bey; sizin ise umuda değil hukuka ihtiyacınız var, hem de herkesten çok. Eski gücünüzden yoksunsunuz; alternatif tercihleri ekarte ederek değil bertaraf ederek yol alabiliyorsunuz. Ellerinizi yıkayarak çıkamazsınız çeyrek asırlık iktidarın enkazından. Lakin barışa ve hukuka doğru yol alabilirseniz eğer, hayırla yad edilmeniz kuvvetle muhtemel. Zira nasıl hatırlanacağınızı, nasıl başladığınızdan çok nasıl bitirdiğiniz belirleyecek. Devlet Bey, Türklüğün mümeyyiz vasfı olan nizamı alemciliğin gereğini; Öcalan ise tarihi Kürt-Türk kardeşliğinin gereğini yapıyor. Peki siz ne yapıyorsunuz Tayyip Bey? Maalesef hiçbir şey.

Bir yüzyılı geride bıraktık, yeni bir yüzyıl var önümüzde; nasıl şekillenecek? Zorbalıkla mı hukukla mı? Kanunlar hak için, hakikat için, halk için yapılır. Bu nedenle kanunlar hukuka dayanmak zorundadır. Kanunlar; yurttaşı yok saymaz, yurttaşa tuzak kurmaz. İnkâr ve hile olursa, çürüme olur; çürüme olursa da yurttaş ya malından ya da canından olur. Ve yurttaşını yaşatamayan bir devlet, er ya da geç yok olur.

Dünyada müthiş değişimler yaşanıyor, gelecek nasıl şekillenecek? Kabın şeklini mi alacağız yine, yoksa kaba şeklini mi vereceğiz bu sefer? Seri düşünmek ile sığ düşünmek arasında sıkıştı devlet; derin devlet, derin düşünür. Terörsüz Türkiye ve Türkiye yüzyılı, en derinlerden yankılanarak gelen bir ülküdür. Büyük erdemleri ve büyük günahları aynı anda, aynı bedende barındırır insan. Karanlık suların akıntısına kim kapılmaz ki zaman zaman. Kötü veya çirkin şeylerin tohumu az ya da çok hepimizin var içinde; mühim olan onların filizlenmesine veya boy vermesine ya da dallanıp budaklanmasına müsaade etmemekte. Eski defterleri karıştırmanın da eski düşmanlıkları zinde tutmanın da zamanı değil. Zira zaman daraldı demiyorum artık, zaman kalmadı diyorum artık. Üç gün mü olur üç hafta mı olur bilmem; ama üç ayımız olmadığını, üç ayımızın dahi kalmadığını biliyorum. Ya Tayyip Bey bir yol bulacak ya Devlet Bey bir yol yapacak. Ya da? Ya da'sı yok! Üçüncü yolun yola çıkması için üçüncü bir yolumuz yok. Tarihi fotoğrafı bekliyoruz, yüreğimiz elimizde. Türkiye, Türkiye yüzyılının şafağında. İstiklâl yolu dün İnebolu-Ankara istikametinde idi, bugün ise Ankara-İmralı istikametinde.

Kaynak: Medyascope

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…