İçeriğe geç
  • Dolar 49,4089 • %0,00
  • Euro 55,3759 • %0,00
  • Sterlin 65,5638 ▼ %0,02
  • Gram Altın 6.606,58 • %0,00
  • Çeyrek Altın 10.788,42 • %0,00
  • Gümüş 93,98 • %0,00
  • Bitcoin 4.120.573 ▲ %1,19
  • BIST 100 12.250,68 ▲ %0,82

Dünya

Mekke İttifakı şekilleniyor mu?

Mekke İttifakı, ABD ve İsrail'in planları doğrultusunda şekillenirse Ortadoğu'da istikrarsızlık iyice artar. Başta Suudi Arabistan olmak üzere Şii nüfusu bulunan onlarca ülkede iç savaş tehlikesi artar

ABD ve İsrail'in başlattığı İran savaşı sonrası Ortadoğu'da adeta taşlar yerinden oynuyor. Yeni gerilimler, yeni oluşumlar peş peşe gelmeye başladı. Öyle görünüyor ki bu altüst oluş devam edecek.

İran savaşı sonrası önemli gelişmelerden biri de Mekke İttifakı'nın ilanı oldu. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, 7 Ağustos 2026 tarihinde Mekke Ortak Savunma Antlaşması imzaladıklarını duyurdular. Yakın zamanda Mısır, Katar ve Suriye'nin de bu ittifaka katılacağı iddia edildi. Mısır, "Bakmamız gerekir", Suriye ise "olabilir" yönlü açıklamalarda bulundular. İran, ittifakın niyetini açık etmek amaçlı "tereddütsüz yer alırız" dedi. Antlaşmanın metni kamuoyuyla paylaşılmadı. Ancak taraf ülkelerden birine yapılan saldırının, üye her bir ülkeye yapılmış kabul edileceği bilgisi basınla paylaşıldı. Bundan dolayı da NATO'nun 5. maddesi benzetmeleri yapıldı.

Bugüne kadar uluslararası platformlarda ve Türkiye'de Mekke İttifakı ile ilgili birçok tartışma yapıldı. Antlaşmanın metni ve kapsamı kamuoyuyla paylaşılmadığı ve henüz ortada kurumsal bir yapı da olmadığı için yapılan tartışmaların önemli bir kısmı yorum, spekülasyon ve manipülasyondan ibaretti.

Benzer savunma ittifaklarının motivasyon kaynağı ortak tehdit algısıdır. Örneğin, NATO oluşumu Komünist Rusya'ya (SSCB) karşı ortak tehdit algısıyla oluşturulmuştur. Mekke İttifakı'nda yer alan üç ülkenin de askeri tehdit algıları görünürde çok farklı. Bu ve benzeri nedenlerden dolayı Mekke İttifakı'nı anlamaya yönelik yapılan tartışmalar birbirinden çok farklılıklar göstermektedir.

Tartışmaları üç ana başlıkta toplayabiliriz.

Birincisi: İlk yorumlar bu ittifakın İran'a karşı oluşturulduğuna dairdir. ABD'nin Körfez'deki en sadık müttefiki olan Suudi Arabistan'ın İran Savaşı'ndan dolayı hedef hâline geldiği, korunması için bu ittifakın oluşturulduğu iddia edildi. Ancak Pakistan ve Türkiye'nin, Suudi Arabistan gibi, kendileri doğrudan ABD'nin yanında savaşın tarafı olmadıkça İran'ın hedefi olmaları söz konusu değildir.

İkincisi: Bu ittifakın İsrail'in saldırganlığına karşı kurulduğu iddiasıdır. Bu iddia daha çok Türkiye'de iktidar çevrelerince ve iktidar yanlısı medya tarafından köpürtülüyor. İktidar yanlısı medya daha da ileri giderek "Mekke ve Medine gibi kutsal mekânların Türk askerince korunacağını" yazıp çiziyorlar.

Üçüncüsü: Mekke İttifakı'nın ortak savunma gibi bir işlevinin olamayacağı, daha çok Türkiye ve Pakistan'ın Suudi Arabistan'a askeri teçhizat satmak, savunma sanayii ürünlerini Körfez pazarına çıkarıp buradan pay almak olacağı yönündeydi. Bu tür antlaşmaların sık sık yapıldığı ancak hayata geçmediğini iddia edenler oldu. Ortadoğu'da zaman hızlı akıyor, her gün yeni bir olağanüstü durumla uyanılıyor.

Mekke İttifakı'nı test etmek için olaylar hızla gelişti. Suudi Arabistan'ın doğrudan taraf olduğu ve 11 yıldır süren Yemen iç savaşı yeniden alevlendi. Suudi Arabistan ile Yemen Sana Hükümet güçlerinin savaşı hâline geldi.

Yemen'de başkent Sana ve ülkenin kuzey kısmını kontrol eden İran'ın desteklediği Zeydi Husiler (Ensarullah Hareketi) ile ülkenin güneyini kontrol eden, ağırlıklı olarak Suudi Arabistan ve BAE'nin paralı askerlerinden oluşan güçler arasında bir savaş yaşanmaktadır.

Hürmüz Boğazı'nın kapanması ile petrol sevkiyatı büyük ölçüde sekteye uğrayan Suudi Arabistan, Yemen'i tamamen kontrol altına alıp Babülmendep Boğazı, Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı'nı yeni, güvenli bir sevkiyat rotası hâline getirmek istedi. Bu amaçla Yemen'deki paralı askerleri aracılığıyla Ensarullah Hareketi'ne karşı yeni bir saldırı başlattı.

Ensarullah Hareketi, Babülmendep Boğazı'nı doğrudan kontrol etmese de uzun menzilli füzelerle zaman zaman boğazdan geçen Suudi Arabistan, İsrail ve ABD gemilerine saldırılar düzenleyip deniz ticaretinin aksamasına neden oluyordu. ABD, Mart 2025'te Husilere karşı büyük bir hava saldırısı başlattı, ancak başarılı olmayacağını anlayınca "ABD gemilerine saldırmama" sözü karşılığında Husilerle anlaşmak zorunda kaldı.

Ensarullah Hareketi, Suudi Arabistan'ın başlattığı saldırıları kısa sürede geri püskürtüp karşı bir saldırıya dönüştürdüler. "Ablukaya karşı abluka, saldırıya karşı saldırı" şiarıyla Suudi Arabistan'ın paralı askerlerinden oluşan güçleri adeta ezip geçtiler. Eş zamanlı olarak Suudi Arabistan'ın petrol tesislerini, havaalanlarını, petrol boru hatlarını uzun menzilli füze ve dron saldırılarıyla bombalayıp büyük tahribatlar yarattılar. 3-5 gün içinde hem Babülmendep Boğazı'nı hem de Kızıldeniz'de bulunan kritik adaları ele geçirdiler. Babülmendep Boğazı'nın, Suudi Arabistan ve İsrail gemileri hariç tüm ülkelerin gemilerine açık olacağını ilan ettiler. Suudi Arabistan ABD'den hava desteği istedi ama ABD bu desteği vermedi.

Bu andan itibaren Mekke İttifakı daha somut gelişmeler üzerinden tartışılmaya başlandı. Mekke İttifakı'nın kamuoyuna açıklanan en önemli ilkesi, "taraf ülkelerden birine yapılan saldırı, diğer ülkelere yapılmış sayılacaktı." Bu ilkeye göre Türkiye ve Pakistan'ın Husilerin saldırılarını kendilerine yapılmış sayıp Yemen'de doğrudan savaşın tarafı olması gerekiyordu. Gerçi antlaşma hükümetlerce imzalanmış olsa da meclis onayından geçmediği için henüz resmiyet kazanmamıştı. Ancak kamuoyu ve basın, haklı olarak bu üç ülkenin yetkililerinden bu sorunun cevabını istiyordu. İlk günlerde Pakistan Genelkurmay Başkanı ve Başbakanı, "Bu çatışma süregelen bir çatışmaydı, dolayısıyla Mekke İttifakı'nı bağlamaz" yollu açıklamalarda bulundular.

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da bu ittifakın henüz kurumsallaşmadığını, böylesi yorumlar için erken olduğunu, ama gerektiğinde Suudi Arabistan'a gerekli savunma desteği vereceklerini söyleyerek konuyu geçiştirmeye çalışan cevaplar verdi.

Hürmüz Boğazı'ndan sonra Babülmendep, Kızıldeniz rotası ve Doğu-Batı Boru Hattı'nın da bombalanıp devre dışı kalmasıyla petrol ihracatını yapamaz hâle gelen Suudi Arabistan çaresizlik içinde. Ekonomisi tümüyle petrol ihracatına dayalı Suudi Arabistan'da petrol ihracatı neredeyse sıfıra indi. Petrol üretimini de mecburen minimum seviyeye indirdi. Avrupa ülkelerine önümüzdeki birkaç ay petrol sevk edemeyeceğini açıkladı. Suudi Arabistan Yemen'de sıkıştıkça Mekke İttifakı'nın hayata geçmesi için daha çok çabalıyor, müttefiklerini çeşitli yollarla yardıma davet ediyor. Pakistan'ın geçmişte Yemen ve Husiler konusunda belirlediği kırmızı çizgileri aşarak Suudi Arabistan'ın yardımına koştuğu görülüyor.

Pakistan, Nisan 2026'da Suudi Arabistan'a 19 jet ve 8 bin asker konuşlandırmıştı. Suudi Arabistan doğrudan İran'ı hedef almadığı için Pakistan'ın jetleri İran tarafında sorun edilmedi. Aynı dönemde Pakistan, ABD ile İran arasında arabuluculuk görüşmeleri yürütmekteydi. Bugün ise Mekke İttifakı'nın Yemen savaşındaki rolü konuşuluyor. Reuters'a göre eylülde Aden'deki Suud destekli güçlere hava savunma sistemleri, hafif topçu sistemleri, İHA ve İHA karşıtı sistemlerle dolu dört askeri kargo uçağı gönderdi. Uluslararası medya kuruluşlarında yer alan haberlere göre Suudi Arabistan'da konuşlu Pakistanlı askerlerin sayısı 8 binden 20 bine, hatta 38 bine çıktı.

Yemen'in Mukalla ve Aden kentlerinde Pakistanlı askeri danışmanlar, Suud destekli güçlere yardım ediyor. Pakistan savaş uçakları saldırılarda kullanılıyor. Pakistan uçaklarının 5 Ekim'de Suud destekli güçlerin Yemen Şafağı hamlesini desteklemek için havadan saldırılara katıldığı yönünde iddialar da birçok medya kuruluşunda yer aldı.

5 Ekim'de taraf ülkelerin temsilcileri Riyad'da olağanüstü bir toplantı gerçekleştirdiler. Toplantıda ittifakın kurumsallaşmasına ve aktifleşmesine yönelik kararlar alındı. Pakistanlı emekli general, genel sekreter olarak belirlendi. Toplantı sonrası yapılan ortak açıklamaya göre taraflar, "kolektif savunma taahhütlerinin fiilen hayata geçirilmesi için derhal harekete geçme; üzerinde mutabık kalınan askeri güç ve kabiliyetleri sağlama ve bunların Krallık'a hızlı intikalini temin etme" konusunda anlaştıklarını duyurdu.

Türkiye adına toplantıya Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu'ndan oluşan heyet katıldı. Toplantı sonrası Hakan Fidan, "Bu anlaşmaya taraf olan ülke saldırıya uğradığı zaman siz savunması için yanında olursunuz. Bu bir saldırı anlaşması değil. Türkiye, başka bir ülke toprağına asker gönderip orada bir saldırı yapmayacak" ifadelerini kullandı. Bu anlaşmanın TBMM onayı sürecine ilişkin de "Anlaşmanın Meclis'e gönderilmesi için gerekli çalışmalar nihayete ermiş durumda, dün Cumhurbaşkanımıza (Recep Tayyip Erdoğan) da nihai arzımızı bu konuda yaptık. Bunu en kısa sürede Meclis'e sevk etme yönünde kararımız var. Biz kendi çalışmalarımızı hemen hemen bitirmiş durumdayız" dedi. Basına yansıyan bilgilere göre ise Türkiye, Suudi Arabistan'a askeri teçhizat ve 200'e yakın askeri personel gönderdi. Askerler Yemen topraklarında olmayacak, Riyad'da danışmanlık hizmeti verecek deniyor. Suriye'den cihatçı grupların Yemen'e sevk edildiği iddiası medyada yer aldı.

ABD'den ise ittifaka dair daha cesur açıklamalar gelmeye başladı. En cesur açıklama, İsrail destekçisi ABD Temsilciler Meclisi Üyesi Joe Wilson'dan geldi. Wilson: "Mekke İttifakı, Ortadoğu'nun NATO'su olma potansiyeline sahip. Husilerin İran destekli saldırganlığı karşısında ittifakı harekete geçiren müttefiklerimiz Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan'a minnettarım." Trump, Mekke İttifakı ile ilgili soruya "harika bir şey" cevabını verdi. INDEPENDENT Türkçe, geçen günlerde ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi, Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey ile bir röportaj yaptı. Jeffrey, "Mekke Anlaşması'na yaklaşımınız nasıl?" sorusuna şu cevabı verdi: "Bu iyi bir fikir ve bekliyoruz ki bu adım birkaç iyi şeyi ortaya çıkarsın. Amerika'nın hem Çin hem de İran ile çok işi var. Siz işimizden biraz anlıyorsunuz."

Bu son gelişmeler ve yapılan açıklamalar, Mekke İttifakı hakkında daha net değerlendirmeler yapmamızı sağlıyor.

ABD ve İsrail bu ittifakın neresinde? Hedefleri nedir?

ABD ve İsrail'in asıl hedefinin Ortadoğu'da İran'ın yıllardır ilmek ilmek ördüğü Şii blokuna karşı bir Sünni ittifakı kurmak olduğu bilinmektedir. Bu niyetlerini çeşitli vesilelerle açıkça beyanda etmişlerdir. İsrail İç İstihbarat Örgütü Shin Bet'in Başkanı ve eski Genelkurmay Başkanı Ami Ayalon, 8 Ağustos 2012 tarihinde Amerikalı gazeteci Charlie Rose'a verdiği röportajda bugüne ışık tutacak görüşler öne sürüyor. Ayalon özetle şöyle diyor: Ortadoğu'da en önemli konu İsrail ile Filistin konusu değildir. En önemli sorun Şii-Sünni bloklaşmasıdır. İsrail burada varlığını devam ettirmek için İran'a karşı tek başına bir şey yapamaz. ABD ve Batı blokunun oluşturduğu bir koalisyonla İran'a karşı mücadele etmelidir. Bu koalisyon gerçekleşmezse İsrail'in güvenliği ve İran tehdidine karşı bölgede Türkiye'nin önderliğinde bir Sünni devletler koalisyonu kurulması gerektiğini belirtiyor. ABD'nin İran savaşında başarısız olacağı ortaya çıktıktan sonra Mekke İttifakı'nın kurulması manidar değil mi?

Elbette ABD'nin İsrail'den farklı olarak asıl hedefi Çin'in teknolojik ve ekonomik ilerleyişini durdurmaktır. Bu amaçla Çin'in enerji ve yarı iletken tedarik zincirinin güçlü olduğu bölgelerde etki alanlarını sınırlama, tedarikini zayıflatma hamlelerinde bulunmaya çalışıyor. Ortadoğu bu alanların en önemlisidir. İran, Çin-Rusya blokuna yakınlığından dolayı hedef tahtasında. Jeffrey, "Amerika'nın hem Çin hem de İran ile çok işi var" derken tam olarak bu durumu kastediyor. Bu noktada ABD ile İsrail çıkarları ortaklaşıyor. Bu iki haydut ülke dün NATO-Batı bloku ile yapamadığını bugün Mekke İttifakı'ndan bekliyor. Bu mümkün mü? Kolay olduğunu söyleyemeyiz.

Pakistan Ne Yapmak İstiyor?

Pakistan'ın Suudi Arabistan ile olan ticari ve askeri ilişkileri, bu ittifakta koşarak yer almasını anlaşılır kılıyor. Suudi Arabistan yıllardır Pakistan'a ucuz ve ödeme vadesi uzun petrolün yanı sıra önemli miktarlarda krediler sağlıyor. 2,5 milyona yakın Pakistanlı Suudi Arabistan'da çalışır durumda. Suudi Arabistan Hava Kuvvetlerinde hatırı sayılır Pakistanlı pilot bulunuyor. Suudi Arabistan'ın bu ekonomik desteği olmadan ayakta durması epeyce zor. Pakistan'ın tutuklu eski başbakanı İmran Han, ABD politikalarına karşı tutum almış, Çin ve Rusya'ya yakınlaşmıştı. Bu tutumundan dolayı ABD yanlısı Pakistan ordusunun oyunlarıyla tutuklandı. Yerine gelen bugünkü başbakan Şahbaz Şerif ise sadık bir ABD müttefiki. Ancak işi zor. Suudi Arabistan'ın yardımına gidince yüz binlerce Pakistanlı, Mekke İttifakı'nı protesto etmek için sokaklara döküldü. İran ile ilişkileri gerilecek, Keşmir'i Hindistan'a kaptırma ihtimali artacak. Bu durumda Suudilere desteği ne kadar sürdürebilir?

Türkiye Neyi Hedefliyor?

Türkiye'nin Mekke İttifakı'nda yer almasının iki motivasyon kaynağı var.

Birincisi: Bölgenin önemli bir ülkesi olarak İran'ın Ortadoğu'daki etkisini dengelemek istiyor. Kendisi bölgesel bir güç olma peşinde. Bunun için Irak'ta, Suriye'de etki alanları oluşturdu. Askeri üsler kurdu. Katar'da askeri üssü var. İran savaşının yarattığı sarsıntılar sonrası Irak'ta Haşdi Şabi ile, Lübnan'da Hizbullah ile çeşitli görüşmeler yapıyor.

İkincisi: Son yıllarda önemli bir gelir kaynağı hâline gelen savunma sanayii ürünlerini Mekke İttifakı aracılığıyla hem Suudi Arabistan'a satmak hem de Ortadoğu pazarından pay almak istiyor. ABD'nin Türkiye'nin bu hedeflerine taş koymaması için de Türkiye'nin ABD'nin bölgedeki politikalarına uygun hareket etmesi gerekiyor. Tam bu noktada Türkiye ayak sürümek, işi sürece yaymak istiyor.

Sonuç olarak: Mekke İttifakı, ABD ve İsrail'in planları doğrultusunda şekillenirse Ortadoğu'da istikrarsızlık iyice artar. Başta Suudi Arabistan olmak üzere Şii nüfusu bulunan onlarca ülkede iç savaş tehlikesi artar. Pakistan hem iç savaş hem de İran ve Hindistan'la savaşın kapısını açmış olur. Türkiye, İran ve bölge ülkelerindeki silahlı İran yanlısı grupların hedefi hâline gelir. Yemen hızla Suriyeleşmeye doğru gider.

Bu durumda İran'ın savaşı bölgeye yayma stratejisi ABD ve İsrail eliyle gerçekleşmiş olur. Ancak bölge halkları için ölüm, yıkım, göç, sürgün, açlık ve gözyaşı getirir.

Sana Hükümet Güçlerinin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları ise her geçen gün daha yıkıcı bir hâl alıyor. 11 Ekim günü Husiler, Riyad Uluslararası Havalimanı'nı bombalayarak kullanılmaz hâle getirdiler. Suudların en önemli havaalanı uçuşlara kapandı. Birçok ülke vatandaşlarına Suudi Arabistan'dan uzak durmaları çağrısı yaptı. Aynı gün birçok petrol tesisi de bombalandı. Suudi Arabistan hızla bir çıkış bulmak zorunda. Yoksa çöküşü kaçınılmaz olacak. Bakalım Mekke İttifakı ve ABD ne yapacak?

Olması gereken, Suudi Arabistan'ın Yemen işgalini sonlandırması ve Yemen'in Yemen halkı tarafından yönetilmesidir.

Kaynak: Artigercek

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…